Dergideki her arkadaşım birbirinden zeki ve esprili kişiliklere sahipler. Hiç beklenmeyen bir anda birinden öyle bir espri çıkıyor ki, gülmemek için kendimi tutamıyorum. Zaten gülmeye ve güldürmeye çok meyilli bir insanım... Örneğin Levent, yazı yazıyorken asla dürtülmemesi, seslenilmemesi hele birşey sorulmaması gereken biri. Kendini işe o kadar kolay kanalize ediyor ki gözünü bırakın kulağı bile dünya ile iletişimi kesiyor. Amaaaa velevki bilgisayar başından kalktı ve siz onu yakaladınız. Birbiri ardına tekrar eden "Ondaaan sonraaaaaa"ları bir dizi değişkende toplayıp sildikten sonra, geriye kalan kelimeleri bir başka dizi değişkende toplayıp sonuç olarak ekrana yazdırdığınızda ortaya çıkan anlatım sizi düşünmeye sevk edebileceği gibi gülmekten kırabilir de. Anlayacağınız üzere çalışma saatleri dışında Levent ile konuştuğunuzda ya bilgi dağarcığınız artar ya da yüzünüzdeki bilmemkaç kas birden çalışır.
Gökhan ise bir başka neşeli arkadaşımız. Levent ne kadar kendini işe kanalize ediyorsa, Gökhan da o kadar etmiyor! Onunla konuşmak da çok daha basit. Hele ki konu oyunlardan açıldıysa değmeyin keyfine... Yüzündeki sempatik ifadeye bakıp acaba ne yumurtlayacak dediğiniz bir anda davudi sesi ile çok ciddi birşey de söylemeyi beceren Gökhan, en az benim kadar geyiği de hakkıyla yapan, seven biri. Fakat gelin görün ki... Neyse bu konuya yazının sonunda değineyeceğim...
Gelelim Sinan'a. Hemen yanı başımda oturan Sinan ise ilk zamanlar sürekli Taner ile askerlik muhabbeti yaptığından olsa gerek bir ara sürekli kamuflajlar içinde, sanki birşey söyleyediğinizde "Emredersiniz komutanım" diyecekmiş gibi gelen bir arkadaşımız. Ancak çok şükür sonradan yemeklerde bu askerlik anıları anlatma adeti bitti ve Sinan'ın da bizler gibi bir editör olduğunun farkına vardık. Bilgi dağarcığı artık bilgi dağarı olmuş (evet -cık ekini atıyoruz) biri olan Sinan da kıvrak zekası ile söylediğiniz bir sözü anında başka bir olaya çekip yine etrafa kahkahalar attırabilen birisi. Eee peki neden sadece ben? Neyse.. bu konuya yazının sonunda değineceğim...
Yazı İşleri Müdürümüz Selçuk! Sıra geldi ona... Çok ciddi ve sorumluluk isteyen bir titrin arkasındaki değerli isim. Şimdiye kadar ona sorup da alamadığım hiçbir cevap olmadı. Ya PHP kodlarken sıkıştığım bir yeri sorarım anında çözüm üretir ya da dergide tanıtacağım bir yazı hakkında fikrini istediğimde derinlemesine bilgi verir. Selçuk ilk baktığınızda bu kadar bilgisinin arkasında "Kimbilir ne kadar asosyal bir tiptir" diye sorabileceğiniz fakat konuştukça hiç de öyle olmadığını anlayacağınız, sizin, hatta benim gibi biri! Hele ki geçen gün Sinan bilgisayarda satranç oyunu oynarken "Şunu şuraya götür" derken sandalyeden düşen ben bile onun esprilerine nazaran daha az gülünç biri oluyorum. Selçuk bizim gibi çok konuşmaz, laptop'unun başındadır ama bir anda anlattığınız bir olayı tiye alabilir, ince bir espri yapar ve olayın ciddiyetini koparabilir... Ama ama neden sadece ben? Neyse bu konuya yazının sonunda değineceğim...
Sonunda sıra Yayın Yönetmenimiz Taner'e geldi. Genelde yayın yönetmeni denildiğinde titrinin ağırlığını hakkıyla veren, kiloca bizden bir hayli fazla biri akla gelir. Ancak Taner her ne kadar ilk tanıştığımızda bu yolda ilerleyip büyük bir başarı sağlamış olsa da, askerden döndüğünden beri formunu kaybetmiyor. Eee tabi bu titr dış görünüşlü değil yine verebildiği ani kararlar ve dergicilikteki kariyeri ile bir insana yakışır ya da yakışmaz. Yalakalık sınıfına gireceğinden korkmamdan ötürü onun bu yönü ile ilgili birşey söylemeyeceğim. Zaten konumuz da bu değil. Konumuz aslında onun da ne kadar şakacı, esprili biri olduğu ile ilgili. Derginin bittiği günler yanyana olduğumuzda konuştuğumuz konular yeni sayıda neler yapacağız, ne yazmayı düşünüyorsun Atalay gibi sorulardan çıkıp kahkaha nöbetlerine girmemizi sağlayacak bir kıvama geliyor. Gerçi dışarıdan yazarlık yaparken benimle ilgili yakaladığı ufak doneler de bu anlamda büyük bir etki ama... Taner de espriyi seven ve yeri geldiğinde hakkıyla yapan biri.. Eee yeter ama.. Neden sadece ben?
Nedir benim bu yakındığım mevzuu? Efendim mevzuu ben olunca gerisi teferruattır diyerek artık öze geçiyorum. Geçenlerde iki fotoğrafçı arkadaş geldi ve bizlerin fotoğraflarını çekti. Çekerken tabii farklı pozlar vermemiz istendi. Taner'in de gazını alan ben, birbirinden geyik pozlar verdim ve sonuç ortada: PC World Online'daki Bloglar linkine tıklandığında bütün editörlerin fotoğrafları oldukça karizmatikken benimki neden geyik? Ben de sizler gibi süper karizmatik bir fotoğrafa sahip olmak istiyorum! Evet sevgili yayın yönetmenim... Herkesin benden eksik kalır yanının olmadığını, hatta senin dahi hiç beklenmedik bir anda benden farksız, süper espriler yaptığını buradan herkese ilan ettim.. Hadi bakalım ya sizler de iç yüzünüzü gösterip benimki gibi fotoğraf koyun oraya, ya da beni de James Bond'a dönüştürün sizler gibi...