Zamanında BYTE dergisinde yazdığım eğlenceli bir yazıyı buldum ve paylaşmak istedim. Ömrü geçmiş ve kurtulduğumuz için şükretmemiz gereken bazı teknolojileri sıralamıştım. Sizin de aklınıza gelenler varsa yorumlara ekleyin, beraber listeyi büyütelim.
Windows 3.1
Devrim niteliğinde bir işletim sistemi olarak pazara sürülmesine ve birçok kişinin de bu şekilde algılamasına karşın, çağdaşı olan diğer işletim sistemleri gibi eşzamanlı işlem (multitasking) yapamaması ve hemen hemen kendi programları haricinde hiçbir şeyi desteklememesi bazen işkence gibi gelirdi. Pencereler güzeldi ama iki programı aynı anda kullanamıyor olmak, başka bilgisayar sistemleri ile daha önce iş yapmış kişilere çok anlamsız geliyordu. Neyse ki daha sonra imdadımıza Windows 95 yetişti de, Amiga ve Mac gibi bilgisayarların on yıldır kullandıkları yazılım teknolojisine kavuşmuş olduk.
Nokta Vuruşlu Yazıcılar
Kafatasınızı matkapla deliyorlarmış, kulak zarınızı törpülüyorlarmış gibi sesler çıkartan, hatta yanında bazen normal konuşmanın bile mümkün olmadığı nokta vuruşlu yazıcılar akla geldiğinde insan ister istemez irkiliyor, en yakındaki mürekkep püskürtmeli veya lazer yazıcıyı okşayası, ihtimam gösteresi geliyor. Ne günlerdi ama, car car car, zart zart zart, bir de kırk saatte iki satır yazıyı yazamazdı bu yazıcılar. Neyse gittiler işte…
İşlemci Slotları
Herhalde Intel ve AMD’nin, özellikle PII ve Athlon zamanlarındaki en lüzumsuz, anlamsız boşu boşuna para harcama olaylarıdır. Bildiğiniz gibi, işlemciler direkt olarak anakartın üzerine takılırlar. Ancak, bir dönem öyle değildi: işlemciler kartlar üzerinde gelir, nedense bu kartlar anakarta monte edilirlerdi… Sebebini soracak olursanız, aslında belirli mantıklı bir sebebi yok. Anakart üzerinde daha çok yer, daha çok kaynak harcamaları yetmiyormuş gibi, doğru düzgün soğutma da yapılamıyordu bunlara. Neyseki iki üretici de yaptıkları hatanın farkına varmış olacaklar ki, kısa sürede tekrar normale döndü işlemciler.
MPEG Kartları
Sene bin dokuz yüz çift sıfır. Video codec’leri daha ortaya çıkmamış. Onların yerine, ISA veya PCI slotlarına takılan video kartları var. En meşhurları da MPEG kartıydı. Herhalde o zamanki bilgisayar sektöründeki kişilere entegre, devre tasarlamak, kart üzerinde sekiz kat veriyolu çizmek, mantık kapılarını bir bir yongaların içine dizmek, bütün bunları birleştirmek, küsuratlı minivoltlarla uğraşmak ve bunları yapabilmek için fabrikalar kurmak, oturup codec yazmaktan daha kolay geliyordu. Bilmiyorum, bilemiyorum…
Toplu Fare
Önceleri hiçbir alternatifi olmadığı için bu farelerin ne kadar acınası bir durumda olduğunun farkında değildik. Yavaş yavaş optik fareler yaygınlaşmaya başladıkça durumun ne kadar içler acısı olduğunu anladık. Tepki süresinin yavaşlığını bir kenara bırakırsak, sırf bu farelerin içindeki topun kirlenmesi, hareket algılayıcılarını kirletmesi, farenin çalışmamaya başlaması, temizlemesinin çok zor olması ve hatta fareye kalıcı hasar verebilecek olmanız… Kâbusmuş gerçekten, yaşasın optik, yaşasın ışık gücü!
5 ¼ İnçlik Disketler
Eskiden ne CD vardı, ne DVD, ne flash disk. Hepimizin alışık olduğu 3,5 inçlik disketler bile yoktu. Onların yerine siyah, sıkıcı, kâğıt gibi bükülebilen ve bu yüzden sürekli olarak bozulan ve ancak 360 KB veri alabilen kocaman disketler vardı. Kutu kutu saklanırdı bunlar. Arkadaşınıza oyun götüreceksiniz dert, bilgilerinizi yedekleyeceksiniz dert, aradığınızı bulacaksınız dert. Zaten bunların sürücüleri de çok yavaş çalışırlardı. Herhalde Budist tapınaklarındaki rahip seçmelerinde sabır testi olarak hala bunları kullanıyorlardır…
Dial-Up Modem
Dial-up denilince ne geliyor aklınıza? Bağlanırken anlamsız gürültüler çıkardan modemler, sürekli kopan telefon hatları, parazit olduğu için yüklenemeyen dosyalar, iflasa sürükleyen telefon faturaları, bir türlü bitmek bilmeyen dosya indirmeler, dünya kadar güvenlik açığı… Her ne kadar ülkemizdeki internet altyapısı hala doğru düzgün bir hale gelmemiş olsa da, geçmişe bakıp halimize şükretmek lazım.
Radyo Kartları
Radyo kartları… Çok yüksek ihtimalle haberiniz bile yoktur veya sadece bir ara var olduğunu duymuşsunuzdur bu kartların. İşlevleri basit: bilgisayarınızda radyo dinlemek. İnternetin hızının radyo yayınlarını doğru düzgün iletmede yetersiz kaldığı zamanlardan kalmadır bu kartlar. Ülkemizde zamanında pek tutulmadığı gibi, başka ülkelerde de pek tutulmuş olduğunu söyleyemeyiz, zaten ömürleri çok kısa oldu ve biraz önce bahsettiğimiz MPEG kartlar ile aynı kaderi paylaştılar.
VHS Kasetler
Sıkıştığınızda silah olarak kullanabileceğiniz kadar iri ve hantal olan bu kasetler, bir zamanlar çok modaydı. Mahalle bakkalı gibi her mahallenin, hatta neredeyse her sokağın bir tane kasetçisi vardı. Buradan kasetler kiralanır, seyredilir, geri verilirdi. 4–5 tane filmi bir yerden bir yere götürmek eziyet olurdu, görüntü kalitesi kötüydü, ses kalitesi kötüydü, durduk yere bozulabilirdi, manyetik alanlar kaseti silerdi... Kötüydü yani işte. Yatıp kalkıp CD’lere ve DVD’lere dua etmek lazım bizi kaset taşıma zulmünden kurtardıkları için.
Walkman
Kendi kültürünü hatta gençlik akımlarını yaratacak kadar kült bir teknolojik cihazdır aslında kendileri, buna şüphe yok. Belki de seksenlerdeki müzik devriminin en büyük itici güçlerindendir. Ama sanırız kimse çok da pratik kullanılabilen bir alet olduğunu söyleyemez. Çok fazla mekanik aksamı olduğu için bozulmaya yatkındı, yanınızda bir sürü kaset taşımak zorundaydınız, kabloları dolanıp dururdu, kasetler çalınmaktan eskir ses vermez olurdu. Herkesin eski walkmanleri ile ilgili bir takım güzel anıları vardır ama hiçbir şey mp3 çalarların pratikliği ile boy ölçüşemez.