Üye Olun / Giriş Yapın:  Kullanıcı:   Parola:   Beni hatırla:   
bul.pcworld.com.tr/
POPÜLER FORUMLAR
İNCELEMELER
Ürün inceleme kategorileri:
Ücretsiz Haber Postası
Haftalık ve aylık bültenlerimize üye olun, bilişim dünyasındaki tüm yenilikleri ilk siz öğrenin.
PCW FORUM GÜNDEMİ
Donanza
Mehmet Göksu
01 Temmuz 2009 / 14:01
Tehlikenin farkında mısınız?
Eskiden sadece yazılarımızı, resimlerimizi, müziklerimizi ve günlük hayatta gelir geçer şeyleri dijital olarak bilgisayarlarımızda saklıyorduk. Böylece ne istesek elimizin altında oluyordu. Zamanla daha da gelişen ve hacimleri artan kayıt teknolojileri sayesinde, artık hemen her şeyi dijital ortamlarda saklıyoruz. Elektrik faturalarımızdan aile fotoğraflarımıza, sevgilimizle yaptığımız sohbetlerden iş görüşmelerine, müze envanterlerine, tarihi eserlerin bilgisayar ortamına aktarılmış bire bir dijital kopyalarına kadar herşey küçük birler ve sıfırlar olarak kaydediliyor. Yani hayatımız, tarihimiz, kültürümüz, bizi biz yapan hemen hemen her şey.

Bunun ne kadar tehlikeli bir şey olduğunun farkında mısınız? 

NASA, 1960'larda yaptığı araştırmaların sonuçlarına artık ulaşamadığını, bunların kayıtlı olduğu verilerin okunamadığını belirtti. Hayır, verilerin kayıtlı olduğu ortamlarda bir sorun yok, gayet düzgün çalışıyorlar. Sorun, bu veri türlerini okuyabileek bir bilgisayarın artık kalmamış olması.

Şu ana kadar ne kadar çok şeyin yok olup gittiğinin farkında mısınız?

Son kırk yıldır yazılmış olan bilgisayar programları, analizler, resimler, müzikler, dosyalar, işlem tabloları... Bunların milyonlarcası bir daha bulunamayacak şekilde yok olup gitti.  Yüzlerce milyonu da yok olmak üzere.

1970 öncesindeki hemen hemen tüm bilgisayarların amacı çok teknikti. Belirli bir işi yapabilmek üzerine özel hazırlanmış makinelerdi. O yüzden, bunların var olmaması aslında insanlık açısından pek sorun değil. Fakat 70'ler sonrası bilgisayarlar evlere ve okullara girmeye başlayınca insanlar bu bilgisayalar ile birşeyler üretmeye başladılar. Sonuç olarak 1980 ortalarında da multimedya dediğimiz şeye kavuştuk. Asıl tehlike 70'ler sonrası üretilen bilginin yok olup gitmesi.

Ve bunlar yok olmaya başladılar bile.

NASA şu anda verilerini kurtarmanın, daha modern bir depolama sistemine aktarabilmenin yollarını arıyor. Bu şimdilik çok zor, çünkü bu teknolojiyi üretmiş olan IBM çalışanlarının çoğunun eski teknoloji hakkında fikri bile yok. Kurtarılması gereken veri miktarı ise korkunç boyutlarda.

Bütün bunların sebebi bilgisayar teknolojisinin çok hızlı bir şekilde gelişmesi değil. Sorun, bilgisayarın büyük şirketlerce yalnızca alınıp satılacak bir meta olarak görülmesi ve yeni bir bilgisayar çıktığı anda insanların ellerindekilerini atıp yenisini almaya yönlendirmeleri.

Bu büyük şirketlerin farkedemedikleri bir şey var: Bilgisayarlar artık günlük işlerimizin bir kısmını kolaylaştıran lüks makineler  değil, yok olmaları halinde mağra devrine geri döneceğimiz kritik öneme sahip yaşamsal makineler. NASA bile, IBM bile 30-40 yıl sonra kendi ürettiği biglisayarlarda depoladığı kendi verilerini okuyamıyorsa, biz 30-40 yıl sonra ne durumda olacağız? Yazdığınız bir yazıyı, çektiğiniz bir fotoğrafı, bestelediğiniz bir müziği veya sevdiğiniz bir filmi arşivlemenin ne anlamı kalıyor o zaman? Nasılsa bunları size gösterebilecek bir bilgisayar ortada olmayacak.

Bu sorunun çözümü ise bilgisayar sistemlerinin birbirleri ile uyumlu olarak üretilmelerinde yatıyor. Örnek vereyim: Eskiden Amiga bilgisayarlarda iff denilen bir resim dosyası türü vardı. Photoshop ilk versiyonlarında bile hala bu dosya türünü desteklerdi.  Artık desteklemiyor. Eğer emülatörünüz yoksa, 85-95 yılları arasında yapılmış olan milyarlarca iff resmini açmanız artık mümkün değil.

Ayrıca dijital verilerin ne kadar kırılgan ve bozulmaya yatkın olduklarını da biliyoruz. Şimdi birileri çıkıp sabit disklerin uygun ortamlarda 50 yıl dayanabildiğini söyleyebilir. Haklı da olur. Evet dayanabilir. Peki, elli yıl sonra o sabit diski hangi bilgisayar okuyabilecek?

Analog,  yani normal negatif filme çekilmiş ve basılmış bir fotoğraf üç yüz yıl kadar dayanabilir. Bu fotoğrafın üzerine kahve de dökseniz, köşesini de yırtsanız, yıllar sonra sararsa da yine de fotoğraf oradadır ve size birşeyler gösterir. Dijital ortam ise bu konuda daha hala çok "ilkel": Bir şey ya vardır ya da yoktur. Zamanla solan dijital fotoğraf diye bir şey olmaz. Fotoğrafı oluşturan veriler biraz bozuldu muydu ortada fotoğraf diye bir şey kalmaz.

Emülatörlerin bu sorunlara biraz çare olabildiklerini söylemiştim. Peki, bu durum ne kadar sürecek? Şu anda bulunan emülatörlerin çok büyük kısmını "retro" tabir edilen eski bilgisayarlara gönül vermiş kişiler geliştiriyor. Büyük şirketler, yani bilgisayar teknolojisine yön verenler ise oralı bile değiller. Bu gönül vermiş insanlar artık emülatör yazmakla ilgilenmedikleri zaman ne olacak? 30 yıl sonra hala bu emülatörler geliştirilecek mi? Açıkçası bana hiç öyle gelmiyor; bir kısmının geliştirilmesi durdu bile. İnsanlar gayet haklı olarak tüm zamanlarını ve paralarını bir emülatörü geliştirmek için harcayamayacak kadar meşguller.

Uzun lafın kısası: Tüm medeniyetimizi, tüm tarihimizi dijital ortamlara kaydediyoruz ve hiç bir büyük şirketin bunun devamlılığını sağlamak gibi ne bir düşüncesi var ne de planı. Bu plan ve düşünce eksikliği yüzünden ise nasıl şu anda 30 yıl önceki veriler okunamıyorsa, 30 yıl sonra da bugünkü veriler okunamıyor olacak. Bir süre sonra ise geçmişini bilmeyen veya her yüz yılda bir tekrar keşfetmek zorunda kalan balık hafızalı bir ırk olarak evrendeki varlığımıza devam edeceğiz. Tabii buna var olmak denir mi bilmiyorum...



Yapılan yorumlar: (8)

  Ozguven tarafından 09 Temmuz 2009 tarihinde yazıldı:
Çok ciddi bir tehlike gerçekten.

  PCW Online Ziyaretçisi tarafından 05 Ağustos 2009 tarihinde yazıldı:
Yazının tamamını okumadım ama son paragraf uçmuş gibi biraz. Ne alakası var yani. Bir kere medeniyet ya da bilim diyelim birilimli ilerlemiyor mu? Bundan 40 yıl sonra çocuklarımız bizi tekrar mı edecek? Hem zaten artık zaman eskisinden daha hızlı gelişiyor. Öyle birşey olacak olsa ki olabilir çok da kasmam yani bu 30 yılı bulmaz. Sonra sen fotoğraflarını yedeklemiyorsan o senin sorunun.

  sertacsezgin tarafından 08 Ağustos 2009 tarihinde yazıldı:
teknoloji hergün yeni bir buluşla karşımıza çıkıyor.30 sene sonrasını kim tahmin edebilirki.kim bilir neler değişecek hayatımızda :)
ama benim anlayamadığım 30 sene sonra şuanki teknoloji ile veriler nasıl okunamaz.bu bana biraz komik geldi :)
Neden komik geldi diye sorarsanız 30 sene uzunbir zaman ve nelerin olacağını tahmin edemiyorum....

  Mehmet Göksu tarafından 30 Ağustos 2009 tarihinde yazıldı:
30 sene önce de "30 sene sonra şu anki veriler neden okunamasın ki?" deniliyordu. Sonuç? Okunamıyor. Demek ki bunun tekrarlama olasılığı yüksek.

IFF diye bir dosya formatı biliyor musunuz? 15 yıl önce tüm medya kuruluşlarında ve grafik tasarım stüdyolarında dünya standardı olan bir resim formatı. Şu anda IFF okuyabilen bir tek bile resim editörü yok. Siz istediğiniz kadar jpeg resimlerinizi yedekleyin. Bir süre sonra bunları okuyabilecek bir program bulamayacaksınız.

Bunlar oldu, hala da olmakta. 30 yıl sonraki teknoloji ile şu anki veriler nasıl mı okunamaz? 50 yıllık teknolojimiz ile okuyamıyoruz işte daha öncekileri. Şu anda nasıl oluyorsa aynen böyle olacak.

  foma tarafından 23 Eylül 2009 tarihinde yazıldı:
Güzel bir örnek vereyim. Şu anda bazı şirketlerin karları küçük devletlerin gayrisafi milli hasılasından daha yüksek. Bunların biri de microsoft. Microsoft standart dosya biçimi olarak devletlere ooxml'i dayatıyor. Geliri bu kadar yüksek (örneğin belçika'nın gayrisafi milli hasılasından yüksek) olan bir şirketin devletlerin yetki sahibi kişi ve organları satın alması, rüşvet vermesi çok da zor değil. Kirli oyunlarla bu dosya biçimi, açık alternatifleri olmasına rağmen kabul edildi.
Şimdi bundan 30 sene sonra microsoft iflas etti ya da kapandı. Yani ortadan yok oldu. Bu dosya biçiminin kodları kapalı ve geliştirilmesi başka kişi ve kurumlarca yasak. Peki şimdi ne olcak? 30 sene boyunca kaydedilen bütün devlet yazışmaları, antlaşmaları, verileri vb. ne olacak? Bunun için açık dosya formatını destekliyoruz. Ama bazı çok bilmişler bizleri fanatiklikle suçluyorlar.
Bu sadece örneklerden bir tanesi.

  Mehmet Göksu tarafından 23 Eylül 2009 tarihinde yazıldı:
Evet doğru bir saptama. Tabii burada sadece MS'i değil, başka büyük şirketleri de örnek verebiliriz. Mesela Adobe. Adobe bir gün kapılarını kapatırsa, şimdiye kadar yapılmış milyarlarca Photoshop formatındaki resme, InDesign formatındaki sayfalara neler olacak? Örnekler çoook çoğaltılabilir. Ama bu sadece kapalı değil, açık kaynak için de geçerli. Yazıda da yorumlarda da örnek verdiğim IFF formatı açık kaynaktı. Buna rağmen yok oldu gitti. Tabii ki teknik olarak günümüzden oldukça geri bir formattı ama gelecekte de şu anki formatlar geri kalmış olacaklar. Bu arada sanırım Fransa ve Almanya kültür bakanlıkları ile bazı kütüphaneleri bu işe el atmış durumdalar. Detayları öğrenip ayrı bir yazıda derleyeceğim.

  foma tarafından 28 Eylül 2009 tarihinde yazıldı:
Örnek verilen şirketler her zaman kapalı kod üreten şirketler olacaktır. GPL ile lisanslanan kodlarda böyle bir tehlike yoktur. Photoshop .iff uzantılı dosyaları artık desteklemiyorsa bu photoshop gibi kapalı kaynak kodlu yazılımlar kullananların sorunudur. Eğer iff formatı özgür bir yazılım ise her zaman bu formatı görüntüleyebilecek ve dönüştürebilecek yazılımlar yazılır.

Ayrıca özgür olan bir formatı ileri teknolojilerle uyumlu hale getirerek 50 yıl sonrası için yumuşak bir geçiş yapılabilir. Yani eğer formatımız özgürse, daha iyisine adım adım geçilir. Ama kodu kapalı olan bir format için söz konusu değildir. Formatın sahibi olan şirketin dediği olur. Bu da bizi sadece yavaşlatır. 20 yıl önce kullanmamız gereken teknolojiye, şirketlerin parasal kaygılarından dolayı 20 yıl sonra kavuşuruz.

  Mehmet Göksu tarafından 28 Eylül 2009 tarihinde yazıldı:
Doğrudur, katılıyorum. Açık kaynak yazılım ve dosya sistemlerinin kapalı olanlara göre teorik olarak daha çok yaşama şansları var. Tabii bu yaygınlaştırılabilirlerse mümkün. Eğer yaygınlaşmazlarsa, sadece çok küçük bir grubun ilgi odağı olarak kalırlarsa, bunların da yaşama şansı olacağını zannetmiyorum. En azından şimdiye kadar bunun bir örneği yok. Umarım, bundan sonra olur. Açık kaynak yazılımlar kendilerini yaygınlaştırmak zorundalar, ama kapalı kaynak kullanan büyük şirketlerin gelirlerini etkiledikleri için her zaman için bir savaş sürecek. Yalnız benim şimdiye kadar gördüğüm, açık kaynak yazılımların nasıl savaşmak gerektiğini bilmemeleri. Açıkça yanlış yaptıklarını düşünüyorum. Kendilerini "main stream" kapalı yazılımlardan farklılaştırıp, apayrı bir kullanıcı kitleri yaratmaya çalışıyorlar. Bu bence, yapılabilecek en yanlış şey. Tam aksine, açık kaynak özelliklerini koruyup, kapalı kaynak yazılımların birebir aynı işlevlerini, birebir aynı şekilde yapıyor olmaları lazım. Çünkü kapalı kaynak programlara alışmış olan geniş kullanıcı tabanı, kesinlikle alışkanlıklarını değiştirmiyor, değiştiremiyor. Bunu sağlamak yerine tam tersi, hiç bir alışkanlıklarını değiştirmelerine gerek kalmadan açık kaynak kullanabilmeliler. Benim gözlemlerime göre, açık kaynak dünyası şu anda bu durumdan çok uzak. Umarım zamanla yakınlaşacak.

PCW Online Ziyaretçisi ismiyle bu yazı hakkında benim de söyleyeceklerim var:

Yorumlarınızın kendi isminiz ve resminizle hemen yayınlanmasını istiyorsanız, siteye üye olabilirsiniz.



PC World Galeriden

Bloglar: Haftanın En Çokları