27 bin karakter kadar Ubuntu ile olan deneyimlerimi anlattıktan sonra haklı olarak bir sürü kişi kısmen iyi, genelde kötü ve çoğu zaman haddini aşan tepkilerde bulundu. Çünkü genellikle başımdan geçen kötü olayları ve sorunları anlattım. Bunların anlatılması birinci dereceden önemlidir çünkü insanların esas üzerinde uğraşmalarını gerektirebilecek konular bunlardır. İnsanlar, doğal olarak zaten iyi olan bir şeyin üzerinde uğraşmazlar. Bu durumun sadece Linux veya Ubuntu değil, her türlü konu için geçerli olduğunu düşünüyorum.
Ama tabii yiğidi öldürüp, hakkını yememek lazım. Bu sefer de Ubuntu kullanırken hoşuma giden, beğendiğim ve işlerimi kolaylaştıran özellikleri sıralayacağım. Çoğu kişi bu yazının çok gecikmiş veya gelen tepkiler üzerine yazıldığını düşünebilir; böyle düşünmekle de haklılardır. Açıkçası şu yazdığım giriş kısmı haricinde yazının geri kalanı günler öncesinde zaten yazılmış durumdaydı. Fakat üç internet sitesi, iki dergi ve bir bilgisayar fuarı (CeBit) ile aynı anda uğraşmakta olduğumdan, ayrıca okuyucularımız sağ olsun, oldukça yoğun bir yorum trafiği içerisinde de vakit geçirdiğimden, bu yazıyı yayınlayacak pek zaman kalmadı.
Lafı fazla uzatmayayım; buyrun:
1) Live CD! İşletim sistemleri dünyasında herhalde icat edilmiş en iyi özellik. Bir işletim sistemini kurmadan, doğrudan CD'den çalıştırarak kullanabilmek, en azından sağa sola göz atabilmek oldukça yararlı. Tabii bunda Ubuntu'nun kurulum dosyalarının boyutlarının çok düşük olması büyük avantaj.
2) Kurulum boyutu. Ubuntu tek CD. Rakipleri olan Windows 7 (2,5-3 GB) ve Mac OS X (7 GB) ile karşılaştırıldığında resmen minnacık kalıyor. Live CD uygulamasının gerçekleşebilmesinde bu küçük boyutun oldukça büyük payı var.
3) Hızlı kurulum. Yine kurulum dosyalarının boyutları küçük olduğu için, bunların arşivlerden çıkartılıp sabit diske kurulmaları da kısa sürüyor. Sabit diski tamamen baştan formatlayıp bir sürü bölümleme açtığını düşündüğümüzde kurulum oldukça kısa. Hazır formatlanmış bir diske kurulum yapılırken haliyle daha da kısa sürüyor.
4) Hazır gelen programlar. Bu konuda Ubuntu'nun eleştirilecek hiç bir tarafı yok. Hazır bir Ofis süiti, bir çok anında mesajlaşma ağını destekleyen Pidgin, bir e-posta istemcisi, bir sürü oyun (satranç!), dünya kadar da farklı uygulama var. Eğer belirli konularda özellikle tercih ettiğiniz uygulamalar yoksa sonradan pek bir şey yüklemek gerekmiyor.
5) Arabirim. Çılgınlar gibi özelleştirilebilmesi gibi büyük bir artıyı saymazsak, genel kabul görmüş işletim sistemleri ile hemen hemen aynı. Özelleştirmeleri denedikçe insanın daha da çok deneyesi geliyor. Özellikle arabirim özelleştirmeleri hakkında bir internet sitesi var mı bilmiyorum; bilen varsa söylesin.
6) Klasör yapısı. Her ne kadar ilk görüşte acayip karışıkmış gibi gelse de, oldukça mantıklı bir yapısı var. Bir iki klasörün altında yüzlerce ne olduğu belirsiz klasör barındıran işlerim sistemlerine göre (evet Windows) kesinlikle daha iyi. Zaten işletim sisteminin kendisini kurcalamayacaksanız pek işiniz düşmüyor.
7) Kapatma. Ubuntu'nun kapatılırken veya sistem yeniden başlatılırken 60 saniyeden geriye doğru sayması çok akıllıca. Yanlışlıkla bastıysanız saçınızı başınızı yolmuyorsunuz, kapatma süreci geri alınabiliyor. Bu özelliğin her işletim sistemine, en azından opsiyonel olarak eklenmesi lazım.
8) Güvenlik. Ubuntu'nun şifre sorma ekranları (özel bir isimleri varsa bilmiyorum) ve konsolu, en az Windows'un UAC'si kadar paranoyak. Fakat farklı olarak bunlar işe yarıyor. Belki sistemin katmanlarına göre özelleştirilse daha iyi olabilirdi. Eğer böyle bir ayar varsa bulamadım.
9) Virüsler. Ha, ne? Ne virüsü? Virüs derken?
10) Ücret. Bedava işte daha ne? Sebil gibi işletim sistemi.
11) Ekle/Kaldır. Herhalde Ubuntu'nun (genel olarak Linux'un da diyebiliriz sanırım) çoğu işletim sistemine göre en büyük üstünlüğü. Sistemin kesin olarak desteklediği bilinen uygulamalar bir veritabanında (repository) tutuluyor ve istenildiği gibi arama yapılabiliyor. Uygulamaların kurulumu ise tamamen otomatik. Hiç bir şey ile uğraşılmıyor. "Kaldır" kısmında da herşey otomatik.
12) Synaptics. Ekle/Kaldır'ın daha sistem ile içli dışlı olan versiyonu. Paketler, libary'ler, güncelleştirmeler aynen Ekle/Kaldır'da olduğu gibi otomatik olarak kuruluyor, kaldırılıyor ve aranıyor.
13) Açık kaynak. Normalde bir yazılımın veya işletim sisteminin açık kaynak olması, ne Python, ne Delphi ne de C programlamayı bilmeyen bir ev kullanıcısı için hiç bir anlam taşımaz. Ama geliştiriciler olmadan da ev kullanıcısının eli kolu bağlı hiç bir şey yapamayacağını düşününce, önemi ortaya çıkıyor. Tekelleştirilemeyecek olması büyük bir artı.
14) Anti-Virüs yazılımları. %99 ihtimalle virüs girmesi mümkün olmayan bir sistem için yine de birilerinin oturup her ihtimale karşı anti-virüs programları yazmış olmaları gözlerimi yaşarttı. Linux'a sokacak virüs bulamadığım için doğal olarak bunları deneyemedim.
15) Düşük kaynak tüketimi. Evdeki bilgisayarımın donanımı zaten çok yüksek olduğu için benim açımdan çok bir şey farkettirmedi. Fakat eğer sistem monitörü yalan söylemiyorsa (neden söylesin ki zaten?) sistem kaynaklarını çok tutumlu kullanıyor. Donanımsal olarak ortalamanın altındaki bilgisayarlarda etkin olarak birşeyler yapabilmek için ideal.